BİLİMKURGU YAZARI OLMAK DENİNCE -2-


Merhaba,

Dedim ya bir bilimkurgucunun çevresine bakış açısı diğerlerine göre farklıdır diye. Çok da tuhaftır aslında bu durum. Cep telefonlarını kablo ile şarj etmenin ezikliğini yaşarız mesela. "Atmosferin her yerinde olan salık enerjiyi dururken neden ilkel kablolarla cebelleşir dururuz? Dizüstümün şarjı en fazla bir saat dayanıyor yahu? Neden bir kaç bin yüzyıl sonra dünyaya gelmedim ki?" derken buluruz kendimizi. Hala yolculuk yapmak için dört teker üzerinde seyahat etmek çok koyar bize. Direkt havadan hedefe dümdüz ulaşmak varken, çukurlu virajlardan manevra yapmak zorunda olmak da niye? Yazık yollara harcanan paralara ve zamana. Bazen de üst düzey teknolojiye sahip olacak kadar ömrümüzün olmadığına üzülürüz. Bir süre sonra "Neyse." deriz. "Bir dürüm söyleyeyim de keyfim yerine gelsin."

Bilimkurgu yazarlığı bence diğer alanlara göre daha... Nasıl söyleyeyim; daha kapsamlı gibi sanki. Tabi bunu böbürlenmek için söylemiyorum. Uras ve İlk Yolculuk'u yazarken beni zorlayan en büyük etmenlerden biri araştırma olmuştu. İşin içine uzay, teknoloji, kuantum ve zaman algısı gibi konu başlıkları girince bilimsel araştırmalar yaparken buldum kendimi. Bu araştırmalarım ise genellikle İngilizce yapmak zorunda kalıyordum. Bilgiyi kaynağından almanın tek yönetimi buydu. Bir gün şu araştırmayı yaptığımı hatırlıyorum: En önemli karakterlerimden biri olan -tahmin etmek çok da zor olmasa gerek- Uras'ın uzaya korunmasız maruz kalması gerekiyordu ve bu sadece bileğine kadar olacaktı. Yani Uras'ın eli, atmosferin ve bizi koruyan manyetik alanın olmadığı uzaya girecekti. Sadece bir paragraflık metni yazmadan önce yarım saat araştırmam gerekti. Eğer elimizi çıplak şekilde bileğimize kadar uzaya sokarsak ne olur?

Bir diğer konu ise tasvirlerin zorlayıcılığıydı. Yahu yamuk piramidi andıran bir uzay gemisini tasvirlemek bu kadar mı çileden çıkarır insanı? Hele o bambaşka uygarlıkların üzerlerine giydiği kıyafetleri, zırhları, silahları anlatmak? Açık konuşmak gerekirse Ali'nin ne kadar yakışıklı olduğunu ya da Ayşe'nin ne kadar şık olduğunu anlatmakla bilimkurgu öğelerini tasvir yoluyla kelimelere dökmek aynı seviyede olmuyor. Şunu düşünüyorsun: Uzaylılar nasıl haberleşiyor? Nasıl yemek yerler? Çatalla ve kaşıkla mı? Nasıl ulaşım sağlarlar? Neye benzeyen araçlarla? Tuvaletleri nasıldır? Nasıl banyo yaparlar? Sosyal yaşamları ve sohbetleri nasıl olur? Bu konuları roman haline getirmeyi öyle ya da böyle bir şekilde tamamlayarak 550 sayfaya sığdırmayı başardım. İtiraf etmeliyim ki hiç de kolay olmadı.

Bilimkurgu yazarı olmak denince heyecan geliyor aklıma. Nefesini tuttuğun yerdesin ve birazdan kendini uçurumdan denize bırakacaksın. Suya değmeden önce havada yaşayacağın deneyim sıra dışı olacak. Dünyada kimsenin ulaşmadığı yerleri, mevcut bilgilerini ve hayal gücünü kullanarak anlatmak tam da böyle bir his olsa gerek. Bence hiç bir şey tesadüf değildir. Nasıl bilebilirsiniz? Belki ben bir uzaylıyım ve sizin gibi yaşayarak kendimi gizliyorum. İlkel internetinizi kullanarak siz dünyalılara evrenin sırlarını bu ilkel blogda alıştıra alıştıra anlatıyorum.

Sevgiler,

                                                                                         Hakan AYDIN

BİLİMKURGU YAZARI OLMAK DENİNCE -1-
BİLİMKURGU YAZARI OLMAK DENİNCE -2-

Diğer köşe yazılarını okumak için TIKLA!



Görsel Kaynak: http://justanotherwriteress.blogg.se

Google+ Followers

Sayfamı beğendiniz mi?

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Popüler Yayınlar